Celil Çalış – Toprağın Adamı

TARIMDA YARINLARA YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK YETMEZ, HAREKETE GEÇMEK LAZIM

Tarım ve gıda sektörü son dönemlerde daha sık konuşulup, üzerinde tartışılarak, milli güvenlik meselesi olarak ele alınır hale geldi.

Geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası için tarladan sofraya gıda üretimi ve en önemlisi gıda güvenliğini,üreticiden tüketiciye kadar zincirin tüm halkasından temsilcilerle mevcut durum ve sorun tespiti ötesine geçip vizyoner bir yaklaşımla somut çözüm önerilerini, kalıcı tarımsal projeleri hayata geçirmenin vaktini geçirmemek gerekir. Sürdürülebilir tarımsal üretim için kısır döngüdeki sorunları tartışmanın ve tespitlerin ötesine geçip, çözüm odaklı yeni yaklaşımlar geliştirmek ihtiyaçtan öte mecburiyet haline geldi.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait…
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım… diye ne güzel söylemiş Mevlâna

Her çalışmada sektör paydaşları konulara kendi açılarından yaklaşırken çalışmaları gözlem yapıp değerlendirecek olan Bakanlık temsilcilerine empati kurma şansları doğuyor. Paydaşlar birbirlerini daha objektif şekilde anlama şansı elde ederken tarımsal üretimde bölgeler arası farklı yapılar dikkat çekiyor. Olumsuzluk gibi gözüken bu durum aslında Ülkemizin dört mevsim yedi iklim fırsat ve tarımsal zenginliğini ayan beyan ortaya çıkarıyor.

Üretimden başlayarak sistemin işleyişinden, finansmana erişime, üretim deseni kararından pazarlama koşullarına kadar bölgeler arası farklı değişkenleri sorunmuş gibi gözükse de yapılabilecek çalışmalara işaret fişeklerini yakıyor.

TARIM ÜSTÜ AÇIK FABRİKA

Yapısı, doğaya bağımlılığı gereği tarımsal üretimde ciddi riskler var. Sadece üretim aşamasında değil tarladan/çiftlikten sofraya kadar olan sürecin her aşamasında riskler barındırıyor. Türkiye, sahip olduğu ürün çeşitliliği, coğrafi konum, iklim şartları, pazarlara yakınlık, bilgi birikimi, girişimcilik ve pazarlama gücü açısından tarım ve gıdada çok büyük fırsatlara sahip. Ancak son yıllarda iklim değişikliğine bağlı riskler ve kuraklık öngörüleri karamsarlığa itiyor.

Tarımsal üretimde girdi maliyetleri, üretim sonrası satış fiyatları dahil piyasalardaki oynaklık üretimden tüketime tüm kesimleri etkileyen çözüm bulunsa tüm dertlerin biteceği bir sonuç ama o kadar kolay değil. Her zaman üzerinde durduğumuz tüm alanlarda istiklal için istikrarı yakalamalıyız.

Desteklemelerin üretim deseninin oluşmasındaki rolü ve kendine yetebilir üretim planlamasının yapılabilmesinde en önemli argüman. Ülkemizin bölgesel iklim, su varlığı, nem durumu, güneşlenme, arazi varlığı dikkate alındığında yeniden yapılacak üretim planlaması ile hangi hedeflere varacağını biliyoruz ama nedense hedefe bir türlü varmayı bırak koşmaya başlayamıyoruz. Bitkisel üretim planlaması ile de ilişkilendirilen yeni destekleme modeli Türk Tarımı açısından sessiz bir devrim olarak ifade edilmenin yanında uygulanabilirliği kaygısıyla beklentileri arttırmıştır. Yeni model ülkemiz tarımı açısından önemli bir fırsat olup, sektörün tüm paydaşlarının desteği ile büyüyecek ve kendini geliştirecek potansiyeldedir. Ancak tekrar edersek önemli olan karar almak değil uygulamak.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ŞART

Koordinasyon olmayınca; çiftçi kendi tecrübe ve hisleriyle öngörülebilirliği sağlamaya çalışıyor. Toplam tüketimi bilmeden, çoğu zaman ezbere üretim yapıyor. Hatta çiftçinin başta iklim ve fiyat riskine karşı korunmak adına mümkün olduğu kadar ürün çeşitlendirmesi yaparak kendi başına riski dağıtma tercihini yapıyor.

Birimizin attığı adıma öbürümüz aynı yerden adım atınca ayaklarımız dolaşıyor, koşmak yerine engel oluyoruz.  Hedef belirleyip mesafeli şekilde hep birlikte koşmak için Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin fırsatını kullanarak strateji merkezince Tarım Orman Bakanlığı da dahil hepimize bu maratonu koşturmalıdır. 

Tarımsal üretim ve gıdada trendler hızlı şekilde değişim gösteriyor. Artık dünyada tüketim tercihleri hem tüketilen gıdaların çeşidini hem de tarımsal üretimin modelini her geçen gün daha çok belirler hale geliyor. Tüketime göre üretimin yaşandığı bir süreçte ilerliyoruz. Sağlıklı ve çevre dostu ürün talebi üretim zincirindeki süreçleri de yeniden şekillendiriyor. Pazarlama stratejileri de buna göre oluşturuluyor ama tarımsal üretim, tarımsal ticaretin temel karar vericilerin sadece tüketiciler olmadığının da altını çizmeliyiz. Zincirin diğer halkalarındaki oyuncular da üretici ve tüketici tercihlerinde belirleyici rol oynuyor. Tarımda yıkıcı değil yapıcı rekabetin öne çıktığı, sistematik ve bütünsel olarak her paydaşın içinde olacağı hedefler ortaya konulmalıdır. 

ÜRETİMİN HER KATMANINDA DİSİPLİN

Tarım, doğası gereği çok disiplinli, çok katmanlı bir sektör. Gelişen teknolojiler ve yenilikçi stratejiler ile geleneksel tarım, akıllı tarıma dönüşüyor. Bu dönüşümü tamamlayan ülkelerde tarımda verimlilik ve sürdürülebilirlik artarken, söz konusu dönüşüm tarım sektörünün refah seviyesinin yükselmesinde etkili oluyor. Dönüşüm ürün kalitesini geliştiriyor, tüketicinin daha kaliteli ve daha iyi fiyatlandırılmış ürüne erişimini destekliyor. Günümüzde tarım, değer zincirindeki tüm oyuncuların akıllı tarıma katılmaları ile şekil değiştiriyor.

Türkiye’de tarımının da bu yenilikçi ivmeden hız alması için çalışmalar ete kemiğe büründürülmeli. Türkiye coğrafi avantajı itibariyle yaklaşık 50 üründe dünyanın en büyük 10 üreticisinden biri. Tarımda sürdürülebilirlik konusunun üzerine daha fazla eğilmek gerekir.

AKILLI TARIM VE İNOVASYON

İnovasyonu doğru tanımlamak ve yorumlamak gerekir. İnovasyon, teknolojiyle sınırlı olmayıp yenilikçi ve farklı bakış açısı ve zihniyet geliştirmekle ilgilidir. Tarım tedarik zincirinde ve özellikle üreticilerde bu dönüşümü gerçekleştirebilmek tarıma büyük ivme kazandıracak. Türkiye’de tarım sektörünün çıkış yolu bütünleşik, kapsayıcı, paydaşlar arasında etkileşimli, ortak bir amaçla hareket eden, dinamik bir tedarik zinciri yaratmak ve bunu sürdürebilmekten geçiyor.

Esas olan tarım; kapalı, kendini tekrarlayan ve kolayca idare edilebilecek lineer bir yapı değil.  Tam tersi kaotik olabilen, düzeni araya araya şekillenen, idaresi zor, hayli kompleks bir sektör. Sürekli bir verimlilik sağlamak için sürekli güncel kalmak, yeni pozisyonlar almak gerekiyor. Bunun için her şeyden önce süreğen bilgi akışına ve yenilenmeye ihtiyaç var. Şimdiye kadar bir şeylerin yanlış gitmesinin sebebi sektörün sanayiciler, üreticiler ve her şeyi düzenleyen devlet ile kapalı devre faaliyet göstermesi oldu.

Bulunduğumuz coğrafi bölgenin önemini iyi bilmeliyiz. Tarımın gelişmesi için dönemin şartlarını iyi bilmeli ve bu konuda entellektüel bir bakış açısına sahip olmalıyız. Çağın getirilerini iyi anlayan ve analiz eden bir bakış açısıyla ülkemizin tarım alanındaki gelişmişliğini arttırmak için çalışmalıyız

Tarımın öneminin fark edilmesi beraberinde devlet desteğini ve profesyonelleşmenin önemini getirdi. Önümüzdeki yıllarda tarımda alanlar daha da genişleyecek ve gelişen bilişim sektörü ve tarım makineleri sektörüyle topraklardan alınan verim artacaktır. Alanda sağlanan gelişmenin devamlılığı için ar-ge çalışmalarına daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Tarım alanında gelişen teknolojilerden de yeteri kadar yararlanmalıyız. Ancak yaşlanan tarım nüfusu tüm risklerin önüne geçecek gibi duruyor, bunu da bir köşeye not etmliyiz.

Artan girdi maliyetleri ve beraberinde ürün fiyatları ile çiftçi tatmini, gıda enflasyon riskini artırmaktadır.  Tarımsal girdilerin fiyatları yakından takip edilerek, haksız kazanç veya spekülatif artışlar için gerekli müdahaleler devreye sokmalıdır. Üretimi artırmak ve çiftçi karlılığını sağlamak; sadece fiyat odaklı değil, maliyet yönetimi, verimlilik, ölçek, teknoloji, girdi tedariki,  teşkilatlanma, su kullanımı, pazar entegrasyonu gibi çok sayıda faktörü barındırmaktadır.

Dahilde işleme kapsamında yapılan mamul ihracatı kuraklık, pandemi gibi sebeplerle gittikçe daha zorlu olup, karlılığın azalma riski artacaktır. Bu sebeple üretimi arttıracak programlar rasyonel olarak uygulamaya geçilmelidir.

KURAKLIK YERLEŞİYOR

*Türkiye’de kurak yerleşmeye başladı.  “İklim değişikliğinin etkilerini Kuzey Kutbu ‘ndan sonra en olumsuz yaşayan Akdeniz Kuşağı ülkelerinden biriyiz “. Normal şartlar altında, doğa-iklim değişikliklerinin çok uzun zaman diliminde yani yavaş yavaş ilerlerken son dönemde bu süreçlerin katbekat hızlı şekilde, çok daha kısa sürede değiştiğini söylemeye gerek yok, bunu yaşamaktayız. Gelecekte ortaya çıkabilecek durumlara ilişkin projeksiyonların Türkiye açısından pek olumlu olmadığını bilim insanları ortaya koyarken, iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirebilmek için dillendirilen politikaların hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir.

SUYA GÖRE TARIM DEĞİL TARIMA GÖRE SU!

Son dönemde yönetmelikle kurulan havza su kurulu ve il su kurulu gibi kurullar suyun havza ölçeğinde etkili bir şekilde bütünleşik olarak yönetimi için yetersiz kalacaktır. Çünkü planlamadığınız şeyi yönetemezsiniz. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarında Milli Bazda Planlama yapacak üst akıla ihtiyaç vardır. Bakanlıklar ve bünyesinde bulunan Genel Müdürlükler arasında çekişme ve görev karmaşası devam ederken Milli plan yapmadan havza bazında plan ve yönetim çalışmaları çıkmaz sokağın başında oyalanmaktan öte geçmeyecektir. Su yönetimi ve su kullanımında radikal bir düşünce değişikliğine ihtiyaç duyulmaktadır.

Gündemde olan Su Kanunu hazırlanırken dikkate almalıyız ki! İklim değişikliği küresel ısınma ve mevsim kayması artık ülkemizde her yıl kuraklık, sel, yangın, dolu afeti şekline farklı bölgelerde yaşanmakta ve üstü açık fabrika olan tarım alanlarını tehdit etmektedir. Doğal olarak yağışların yetersizliği ve mevsim normallerinden farklı düşmesi Orta Anadolu başta olmak üzere ülke tarımını tehdit etmektedir. Sulanabilir tarım alanlarının korunması ve arttırılması için ülkemizde “Milli Su Planı, Havza Bazında Su Yönetimi”uygulaması zarurettir. Bu kapsamda ülke havzaları arası su transferi Devlet Projesi olarak acil ele alınmalıdır.  Bunu başardığımızda Ülkemizin tarımı, ticareti ve sanayisi gelişecek, Türkiye’nin gayrisafi hasılasına olan katkısı artacaktır. Artan üretimle birlikte gelişecek olan gıda sanayisinin ihracatı cari açığımızın kapanmasına çok daha büyük katkı yapacaktır.

Uyan malı dağım taşım, Dik durmalı eğik başım.
Ver elini arkadaşım, Yeni bir yol seçmek lazım.

Bunun için Harekete geçmek lazım diyor gönül insanı Mustafa YILDIZDOĞAN

Ülkemizin ekonomik kalkınmasında tarımın en önemli alanlardan biri olduğunun farkına vararak, kendine yeterli üretim yanında ihracat hedeflerimizi de tamamlayabilecek tarımsal altyapı, tarımsal bilgi ve görgü, tarımsal teknolojiye sahibiz. O zaman yapmamız gereken öncelikli hedeflerimize uygun bitkisel ve hayvansal üretimde, üretim planlamasını yaparak gıda güvenliğinin ön planda tutulduğu gıda sanayimizi ve tarımsal ticaretimizi şekillendirmek. Suya göre Tarım demek yerine, Tarıma göre Su temini yöntemlerini araştırıp hayata geçirmeliyiz. Neden sorusu ile aksayan yönlere suçlu aramak yerine nereden tutarsam faydam olur diye hedefe yönelik adımlar atmalıyız.

#topragınadamı

Celil Çalış

1973 Yılında Konya/Kadınhanı ilçesinde doğan Celil ÇALIŞ, Konya Çumra Ziraat Meslek Lisesinden 1992 yılında mezun olduktan sonra Tarım ve Köy işleri Bakanlığı Erzurum / Çat İlçe Müdürlüğünde Ziraat Teknisyeni olarak göreve başladı. Sırasıyla Antalya / Elmalı, Antalya /Alanya ve Konya İl Tarım Müdürlüklerinde değişik kademelerde görev yaptı.

Previous Post
Next Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir