Celil Çalış – Toprağın Adamı

Türkiye’nin Su Yönetimi Sınavı: Temel Sorunlar ve Gelecek İçin Çözüm Yolları

Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte üçü az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Bu nüfus günümüzde 2025 yılında 8,35 milyar, 2050 yılında yaklaşık 10 milyara ulaşacağı, nüfus artışının %90’nın az gelişmiş ve gelişmekte olan bu ülkelerde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

2050 yılı baz alındığında artan bu nüfusu beslemek için tarım arazileri aynı kalmak şartı ile birim alanda üretimin 2 kat artması gerekmektedir. Üretim artışı geleneksel yöntemlerle değil modern tarım teknikleri ile sağlanacaktır. Kuraklığın yerleşmeye başladığı, aşırı hava olaylarının artarak devam ettiği dünyamızda tarımsal üretim artışının sağlanabilmesinde en önemli argüman sulu tarım alanlarının arttırılmasıdır.

Günümüzde açlık çeken nüfus 850 milyona yetersiz beslenen nüfusun ise 2 milyara ulaştığı ifade edilmektedir. Ayrıca dünyada dengesiz ve aşırı beslenme sonucu 2,3 milyar çocuk ve yetişkin obezite ile mücadele ediyor.

Neden Suyu Konuşmalıyız?

Su; yoksulluğun azaltılmasından ekonomik büyümeye, gıda güvenliğinden çevre sağlığına kadar sosyal refahın temelini oluşturan en stratejik kaynaktır. Bu kaynak olmadan kalkınma, sanayi ve en önemlisi yaşam sürdürülemez. Türkiye, artan nüfusu ve iklim değişikliğinin baskısıyla birlikte su kaynaklarını daha önce hiç olmadığı kadar akılcı yönetmek zorunda. Kişi başına düşen yıllık yaklaşık 1300 m³ kullanılabilir su potansiyeli ile uluslararası standartlara göre “su azlığı çeken bir ülke” kategorisinde yer almamız, bu konunun aciliyetini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu rakam, bizi mutlak bir su fakiri yapmasa da mevcut kaynaklarımızı ne kadar verimsiz ve dağınık yönettiğimizi gözler önüne seren kritik bir eşiktir. Asıl sınavımız suyun yokluğu değil, yönetim aklının eksikliğidir.

1. Türkiye’nin Su Karnesi: Rakamlarla Mevcut Durum

Türkiye’nin su ve tarım potansiyelini bir bakışta anlamak için mevcut durumu özetleyen aşağıdaki tabloyu inceleyelim:

MetrikDeğer ve Açıklama
Toplam Kullanılabilir Su112 milyar m³ (Bu, yıllık kullanabileceğimiz yenilenebilir toplam su miktarıdır.)
Kullanım Oranı%48 (Potansiyelimizin yarısından azını kullanıyoruz, geri kalanı denize akıyor veya sınır aşıyor.)
Tarımsal Sulama Payı%75 (Kullandığımız suyun dörtte üçü tarım için harcanıyor. Bu, en büyük kullanım alanıdır.)
Ekonomik Sulanabilir Arazi8,5 milyon hektar (Bu, 40 yıllık eski bir veridir. Gelişen teknolojiyle bu potansiyelin daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.)
Mevcut Sulanan Alan6,8 milyon hektar (Halen sulama altyapısı götürülmüş alan. Geriye 1,7 milyon hektar daha alan var.)
Baraj Doluluk Oranı~%30 (İklim değişikliği ve yağış azlığı nedeniyle depolama kapasitemizin oldukça altında.) 183.4 milyar m3 Depolama Kapasitesi.

Bu rakamlar, Türkiye’nin suyunun büyük bir kısmını tarım için kullandığını ancak aynı zamanda iklimsel baskılar nedeniyle depolama alanlarının kritik seviyelerde olduğunu göstermektedir.

Peki, bu kadar büyük bir potansiyele ve tarımsal ihtiyaca rağmen suyu ne kadar verimli kullanabiliyoruz? İlk büyük sorunumuz burada başlıyor.

2. Temel Sorun Analizi: Türkiye Suyu Neden Etkin Kullanamıyor?

Türkiye’nin su yönetimindeki temel zorlukları üç ana başlık altında toplayabiliriz. Bu sorunlar birbiriyle bağlantılıdır ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmadığında su krizini derinleştirme potansiyeli taşımaktadır.

2.1. Sorun 1: “Kayıp ve Kaçak”- Verimsiz Altyapı ve Yanlış Uygulamalar

Su kaynaklarımızın en büyük düşmanı, tarlaya ulaşamadan kaybolan sudur. Bu yapısal sorunun temelinde iki ana neden yatmaktadır:

  1. Eski Altyapı: Özellikle sulama kooperatifleri ve birlikleri tarafından yönetilen sulama alanlarındaki altyapılar eskimiş durumdadır. Bu durum, suyun iletimi sırasında ciddi sızıntılara ve kayıplara yol açmaktadır.
  2. Verimsizlik: Teknik olarak “Sulama Randımanı” adı verilen bir kavram vardır. Bu, su kaynağından alınan suyun ne kadarının bitkinin köküne ulaştığını gösteren bir verimlilik ölçüsüdür. Türkiye’de bu oranın ortalama %50’nin altında kalması, yani barajdan çıkan iki kova sudan sadece birinin bitkinin köküne ulaşması demektir. Diğer kova ise yolda sızdıran kanallarda, buharlaşarak veya salma sulama gibi ilkel yöntemlerle heba olmaktadır.

Fiziksel altyapıdaki sorunlar kadar, suyu yöneten kurumsal yapıdaki karmaşa da verimsizliğin bir diğer önemli nedenidir.

2.2. Sorun 2: “Kaptan Kim?” – Kurumsal Yetki Karmaşası

Türkiye’de su yönetimi, ne yazık ki “çok başlı” bir yapıya sahiptir. Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım Orman Bakanlığı içerisinde Devlet Su İşleri (DSİ) ve Su Yönetimi Genel Müdürlüğü gibi birçok farklı kurumun su üzerinde yetkisi bulunmaktadır. Bu yetki çakışmaları, kaçınılmaz olarak üç kritik sonucu doğurmaktadır:

  • Kaynak İsrafı: Farklı kurumların benzer görevleri üstlenmesi, mükerrer projelere ve kamu kaynaklarının boşa harcanmasına neden olmaktadır.
  • Karar Almada Gecikme: Her kurumun kendi sorumluluk alanını koruma refleksi, bütüncül kararların alınmasını engellemektedir. Bunun en somut örneği, su yönetimini tek bir çatı altında toplaması hedeflenen “Su Kanunu” taslağının 2012’den beri yasalaşamamasıdır. Bu gecikme, sorunun teknik değil, tamamen kurumsal direnç ve siyasi iradeyle ilgili olduğunun en net göstergesidir.
  • Bütüncül Planlama Eksikliği: Su konusunu düzenleyen 30’dan fazla dağınık kanun, su yönetimini bir yapbozun parçaları gibi ele alır. Bu parçalı yapı, havzaları bir bütün olarak gören ve suyun nereden gelip nereye gideceğini planlayan bir ‘Milli Su Planı’ oluşturmayı imkânsız hale getirir.

Mevcut organizasyon sorunları çözülmeye çalışılırken, tüm bu sistemi daha da kırılgan hale getiren bir başka büyük baskı unsuru daha var: iklim değişikliği.

2.3. Sorun 3: “Isınan Dünya, Kuru Topraklar”- İklim Değişikliğinin Baskısı

İklim değişikliği artık teorik bir tehdit değil, Türkiye’nin su kaynaklarını doğrudan etkileyen somut bir gerçektir. Etkileri iki alanda yoğunlaşmaktadır:

  1. Azalan Yağışlar: Yağış rejimindeki değişimler ve kuraklığın artması, su depolama alanlarımızı vurmuştur. Ülke genelindeki göl, gölet ve barajlardaki doluluk oranı ortalama %30 seviyelerine kadar gerilemiştir. Bu durum, gelecekteki su arz güvenliğimiz için ciddi bir alarmdır.
  2. Artan Belirsizlik: İklim değişikliği ne zaman ne kadar yağış düşeceğini tahmin etmeyi zorlaştırmakta ve su miktarı üzerindeki belirsizlikleri artırmaktadır. Bu da uzun vadeli planlama yapmayı zorlaştırmakta ve su güvenliğini bir krize dönüştürme riski taşımaktadır.

3. Geleceğe Bakış: Çözüm İçin Atılması Gereken Adımlar

Karşılaşılan bu ciddi sorunlara rağmen, stratejik ve kararlı adımlarla Türkiye’nin su geleceğini güvence altına almak mümkündür. Çözüm yolu üç temel stratejiden geçmektedir:

  1. Tek Yetki, Hızlı Karar: Yeni Su Kanunu Kurumsal karmaşayı sonlandırmak için ilk ve en acil adım, 2012’den beri bekleyen **”Su Kanunu”**nun bir an önce yasalaşmasıdır. Bu kanun, suyla ilgili tüm planlama, yönetim ve yatırım yetkilerini tek bir çatı altında toplamalıdır. AFAD modelinde olduğu gibi hızlı karar alabilen ve etkin bir şekilde uygulayabilen bir “Devlet Su İşleri Başkanlığı” yapısı, bu karmaşayı çözmenin anahtarı olabilir.
  2. Modernleşme Şart: Altyapı Rehabilitasyonu ve Teknolojik Sulama Suyu tarlaya kayıpsız ulaştırmak birincil hedef olmalıdır. Bunun için eski sulama şebekeleri ve kanallar hızla yenilenmelidir. Daha da önemlisi, suyun büyük kısmının israf olduğu geleneksel yüzey (salma) sulama yerine, doğrudan bitki köküne su veren yağmurlama ve damla sulama gibi modern ve teknolojik sistemlere geçiş devlet teşvikleriyle hızlandırılmalıdır. Temel hedef, “Sulama Randımanını” acilen %70 seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Ayrıca hızla gelişen yenilenebilir enerji kaynaklarının tarımsal sulamada kullanılması rehabilite edilecek sulama yatırımlarında verimliliği arttıracaktır.
  3. Stratejik Planlama: Havza Bazında Yönetim ve Ürün Deseni Bu, pasif ve reaktif bir model olan “Elimizdeki suya göre ne ekiyorsak odur” anlayışından, proaktif ve stratejik bir model olan “Ülkenin ihtiyacı olan stratejik ürünleri nerede en verimli şekilde yetiştirebiliriz ve suyu oraya nasıl ulaştırırız?” vizyonuna geçmektir. Klasik anlayışın ötesine geçerek, “TARIMA GÖRE SU” tedarikini sağlayacak stratejik bir planlama yapılmalıdır. Bu yaklaşım, suyun bol olduğu havzalardan suyun kısıtlı olduğu tarım havzalarına su transferi gibi büyük devlet projelerini cesurca ele almayı gerektirir. Aynı zamanda, devlet destekleme politikaları, su potansiyeli yüksek olan bölgelerde su isteği fazla olan stratejik ürünlerin (örneğin mısır, pamuk) yetiştirilmesini teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Sonuç: Kırılgan Dengenin Geleceği

Türkiye, su yönetimi konusunda kritik bir yol ayrımındadır. Mevcut altyapısal, kurumsal ve iklimsel sorunlar, ülkenin gıda güvenliği ve ekonomik refahı için somut bir risk oluşturmaktadır. Ancak bu tablo, umutsuz olmak için bir neden değildir. Sonuç olarak, Türkiye’nin su geleceği, yeni barajlar veya kanallar inşa etmekten çok, öncelikle suyu yöneten kurumsal yapıyı ve stratejik vizyonu inşa etmekle güvence altına alınacaktır. “Su Kanunu” olmadan yapılacak her altyapı yatırımı, temeli olmayan bir binaya kat çıkmaya benzeyecektir.

Tarımsal varlığımızın farkına vararak tarıma ve tarımcıya fırsat verilmesi durumunda tarım camiası olarak ülkemize ekonomik, sosyal anlamda beklenenden çok daha fazla katkı yapacağımız inancındayım.

#topragınadamı

Celil ÇALIŞ

Ziraat Yüksek Mühendisi

Celil Çalış

1973 Yılında Konya/Kadınhanı ilçesinde doğan Celil ÇALIŞ, Konya Çumra Ziraat Meslek Lisesinden 1992 yılında mezun olduktan sonra Tarım ve Köy işleri Bakanlığı Erzurum / Çat İlçe Müdürlüğünde Ziraat Teknisyeni olarak göreve başladı. Sırasıyla Antalya / Elmalı, Antalya /Alanya ve Konya İl Tarım Müdürlüklerinde değişik kademelerde görev yaptı.

Previous Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir