Ana içeriğe atla

Celil Çalış – Toprağın Adamı

Tarımı Satır Başı Yapana Kadar” Mücadeleye Devam.

Potansiyel ve Uygulama Arasındaki Türk Tarımı

Türkiye’nin 2023 ten sonra 2053 ve 2071 gibi iddialı ulusal hedeflerine ulaşma yolculuğunda, tarım sektörü merkezi ve vazgeçilmez bir role sahip olmalıdır. Ancak, sahip olunan muazzam potansiyele rağmen, sektörün mevcut durumu bu potansiyeli tam anlamıyla realize etmekten uzaktır. Bu sebeple “Tarımı Satır Başı Yapana Kadar” mücadelemizi devam ettirmeliyiz.

Türkiye, tarımsal üretim kapasitesi, coğrafi konumu ve iklim çeşitliliği ile tarımsal üretim ve ticaretinde küresel bir güç olma fırsatını barındırırken, kronikleşmiş sorunlar bu vizyonun önünde bir engel teşkil etmektedir. Bu engelleri aşmak, tarımı sadece bir ekonomik faaliyet alanı olarak değil, ulusal güvenliğin ve stratejik değerler zincirinin temel taşı olarak yeniden konumlandırmakla mümkündür.

Tarımın yalnızca gıda enflasyonu veya jeopolitik krizler gibi olağanüstü durumlarda hatırlanan geçici bir gündem maddesi olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bunun yerine, kısa vadeli siyasi dalgalanmalardan ve bürokratik döngülerden etkilenmeyen, sürekliliği ve tutarlılığı olan, uzun vadeli bir devlet politikası olarak benimsenmesi zorunludur. Bunun için üreticinin doğduğu yerde doyurulması ve mutlu kılınması için devletin sadece ekonomik değil sosyal projeleri devreye alması gerekmektedir.

Bu yaklaşım, Cumhuriyetimizin kurucu felsefesiyle de tam bir uyum içindedir. Ulu Önder Atatürk’ün veciz bir şekilde ifade ettiği gibi: “Milli Ekonominin Temeli Tarımdır.”

Bu tarihsel ve stratejik zemin, günümüzün karmaşık küresel dinamikleri içinde Türkiye için bir yol haritası sunmaktadır. Ancak, bu vizyonu hayata geçirmek, mevcut yasal çerçeveler ile sahadaki uygulama pratikleri arasındaki derin boşluğu kapatmaktan geçmektedir.

Kapsamlı Yasal Çerçeveye Rağmen Uygulama Eksikliği

Türkiye’nin tarım politikalarındaki temel tıkanıklığı anlamak için yasal düzenlemeler ile fiili sonuçlar arasındaki uyumsuzluğu mercek altına almak kritik bir öneme sahiptir. Ülkemiz, kâğıt üzerinde tarımı planlamak ve korumak adına önemli adımlar atmış olsa da bu yasal altyapının hedeflenen sonuçları doğuramaması, Türk tarım politikasının merkezi açmazlarını gözler önüne sermektedir. Bu durum, sorunun kaynağını net bir şekilde ortaya koymaktadır: Yasal metinlerin yokluğu değil, uygulama kararlılığının eksikliğidir.

Son 20 yılda Türkiye’nin tarım alanında attığı kapsamlı yasal adımlar arasında öne çıkanlar şunlardır:

  • 5488 sayılı Tarım Kanunu (18 Nisan 2006)
  • 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu (3 Temmuz 2005)
  • 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu (31 Ekim 2006)
  • 6537 sayılı kanunla güçlendirilen miras hukuku (15 Mayıs 2014)
  • 12.Kalkınma Planı 2024-2028 (1 Kasım 2023)
  • 8859 sayılı Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli Ve Üretim Planlaması konusundaki Cumhurbaşkanlığı Kararı (29 Ağustos 2024)

Bu yasal çerçeveye rağmen, sorunların devam etmesi tarihsel bir süreklilik arz etmektedir. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenen hedefler ile 1., 2. 3. ve 4. Tarım Şuralarında alınan kararların sonuç bildirgeleri incelendiğinde, benzer sorunların ve çözüm önerilerinin tekrarlandığı görülmektedir. Bu tarihsel döngü, sorunun konjonktürel değil yapısal olduğunun kanıtıdır. Tarım politikaları, siyasi ve bürokratik döngülere kurban edilerek uzun vadeli bir vizyondan mahrum bırakılmıştır.

Bu kadar çalışma, alınan kararlar ve çıkarılan kanunlar uygulanabilse Türk tarımı için bir “şahlanışın başlangıcı” olma potansiyelini taşımaktadır. Ancak, bu umut verici girişimlerde dahi temel sorun değişmemiştir: Sorun Uygulamada.

Yasal düzenlemelerin ve stratejik projelerin varlığına rağmen uygulama aşamasında yaşanan bu başarısızlık, Türkiye’nin en değerli gelecek teminatı olan tarımsal sürdürülebilirlik geri döndürülemez bir şekilde daralarak, yaşlanarak gözümüzün önünde hedef küçültüyoruz.

“Gıda Güvenliği En Az Milli Güvenlik Kadar Önemlidir”

Cumhurbaşkanımızın tarımın stratejik önemine, dışa bağımlılık, ithalat ve küresel şirketlerin rolüne dikkat çekerek; “Gıda güvenliğinin en az Milli Güvenlik kadar önemlidir”, “Temel gıda ürünlerinde dışa bağımlı olmak en az Savunma sanayiinde dışa bağımlı olmak kadar tehlikelidir.” Vurgusu, tarımın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

2026 Tarımsal Üretimde Fırsat Yılı Olabilir miydi?

2026 meteorolojik veriler ışığında su yılı verilerine bakılarak fırsat yılı olduğu gibi, devam eden hasat verilerine göre hububattan sonra yaş sebze meyve ve üretim aşaması devam eden diğer ürünlerde verim olarak gerçekten bir fırsat yılı olarak görülebilir. Bölgemizde devam eden savaşlarında etkisi ile girdi fiyatlarındaki yükseklik, oluşan ve açıklanan ürün fiyatları üretici açısından bu fırsat yılı memnun etmemiş, üretimde sürdürülebilirlik açısından gelecek kaygısını ve endişesini devam ettirmektedir.  Dünya ürün fiyatları ile kıyaslandığında yüksek gibi gözüken üretici satış fiyatları maliyet analizi yapıldığında dünyadan çok daha yüksek fiyata mal edildiğinden, aradaki fark desteklemelerle yeterince desteklenemediğinden üretici karlılığı ve tarımda sürdürülebilirlik endişesi devam etmektedir.

Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye’nin Stratejik Fırsatları

Türkiye’nin tarım politikasını sadece iç dinamiklerle değil, küresel gelişmelerle birlikte okumak; pasif ve reaktif bir oyuncu olmaktan çıkıp proaktif ve yön veren bir strateji izlemek hayati önem taşımaktadır. Son yıllarda yaşanan küresel şoklar, bu proaktif duruşun ne kadar kritik olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye, küresel bir gıda gücü olma potansiyelini barındırırken, tarımdan ve tarımsal üretimden kaçış ve çıkışı engellemek için ortaya konulan sosyal projeler yeterince üreticide karşılık bulmamaktadır.

COVID-19 salgını ve ardından patlak veren Rusya-Ukrayna savaşı, ABD İsrail- İran savaşı küresel gıda tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Gıda, bir anda uluslararası ilişkilerde stratejik bir rekabet ve baskı unsuru haline gelmiştir. Rusya ve Hindistan gibi büyük ihracatçıların tarımsal ürünlerde ihracat yasakları ve kısıtlamaları getirmesi, özellikle gıda ithalatına bağımlı ülkeler için ciddi riskler yaratmıştır.

Bu kriz ortamında Türkiye, diplomatik ve stratejik bir başarıya imza atarak Tahıl Koridoru Anlaşması‘na öncülük etmiştir. Bu anlaşma sayesinde 32 milyon ton tahılın Ukrayna limanlarından dünya pazarlarına ulaşması sağlanmış, Türkiye gıda krizinin çözümünde “yön veren” bir aktör olarak konumunu pekiştirmiştir. Bu başarı, Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik avantajları doğru kullandığında neleri başarabileceğinin somut bir kanıtıdır.

Türkiye’nin tarım ve gıda sektöründeki stratejik avantajlarını 2 kelimede açıklamaya çalışırsak; Erişim: Dört saatlik bir uçuş mesafesi ile dünya nüfusunun %40’ına ulaşma imkânı. Pazar Büyüklüğü: 9 trilyon dolarlık dünya tarım ticaretinin 1,9 trilyon dolarlık kısmının gerçekleştiği bir bölgenin tam merkezinde yer alması.

Bu muazzam fırsatların geçici başarılardan kalıcı bir stratejiye dönüştürülmesi, ancak ve ancak tarımın yapısal bir güvenceye kavuşturulmasıyla mümkündür.

Anayasal Güvence Altında Bir Devlet Politikası Olarak Tarım

Türkiye’nin tarım sektöründeki potansiyeli, kronik sorunları ve küresel fırsatları net bir şekilde ortadadır. Karar alıcılardan tarımın günlük siyaset ve bürokratik belirsizliklerin dışına çıkarılarak stratejik bir zemine oturtmalarını Türk tarımı paydaşları ve üreticileri beklemektedir.

Temel politika önerisi şudur: Tarımın, hükümet, bakan veya bürokrat değişikliklerinden etkilenmeyecek şekilde sürekliliği olan bir devlet politikası olarak Anayasal güvence altına alınması.

Bu öneri, tarım politikalarında yaşanan istikrarsızlığın ve uygulama eksikliğinin önüne geçmek için elzemdir. Ancak bu şekilde, tarım sektörü kısa vadeli siyasi dalgalanmalardan korunabilir ve “yön alan değil, yön veren” proaktif bir yapıya kavuşabilir. Sektörün uzun vadeli planlama yapabilmesi, yatırımların güvence altına alınması ve stratejik hedeflere tutarlılıkla yürünebilmesi bu anayasal korumaya bağlıdır.

Türkiye’nin 2023 100. Yıl vizyonundan sonra, 2053 ve 2071 hedeflerine ulaşması, ancak toplumsal refahı ve üretimi merkeze alan bir vizyonla mümkündür. Bu vizyon, “geçim derdinde olanlarla değil, gelişim derdinde olanlarla” hayata geçirilebilir. Tarım sektörünü gelişim odaklı bir yapıya kavuşturmanın yolu ise bu köklü reformdan geçmektedir.

Bu noktada, ulusal kendi kendine yeterlilik ilkesinin altını çizen Ord. Prof. Dr. Kadri Bilge Emre’nin şu sözü, benimsenecek politikanın ruhunu özetlemektedir:

“Bu ülkeye kendi insanından ve kendi hayvanından başkasının faydası yoktur.”

Sonuçta Stratejik Bir Varlık Olarak Türk Tarımının Geleceği

Türkiye’nin tarım sektöründeki temel sorununun plan veya yasa eksikliği değil, kronikleşmiş bir uygulama zafiyeti olduğunu görmeden öte yaşamaktayız. Bu zafiyet, ülkenin en değerli varlığı olan tarım arazilerinin kaybına yol açarken, küresel fırsatların kalıcı kazanımlara dönüştürülmesini engellemektedir. Artık tarımın önemi artan değil, anlaşılan bir gerçektir ve bu gerçeğe uygun adımlar atılmalıdır.

Türkiye, tarımsal potansiyelini doğru bir strateji ile harekete geçirmesi durumunda, ekonomik ve sosyal anlamda beklenenin çok ötesinde bir sıçrama yapma kapasitesine sahiptir. Tarımsal varlığımızın farkına varılarak sektöre gereken fırsatın verilmesi, tüm ülke için bir refah ve güvenlik kaynağı olacaktır.

Tarımı kronik bir sorunlar yumağı olarak görmekten vazgeçip, onu Türkiye’nin ulusal hedeflerine ulaşmasında ve küresel düzeyde etkin bir oyuncu olmasında kullanılabilecek en önemli stratejik varlık olarak yeniden konumlandırmalıyız.

 Gelecek, toprağa, suya ve üretime verilecek güvence ve desteklerle şekillenecektir.

Tarımsal varlığımızın farkına vararak tarıma ve tarımcıya fırsat verilmesi durumunda tarım camiası olarak ülkemize ekonomik, sosyal anlamda beklenenden çok daha fazla katkı yapacağımız inancındayım.

#topragınadamı

Celil Çalış

1973 Yılında Konya/Kadınhanı ilçesinde doğan Celil ÇALIŞ, 33 yıl Tarım Orman Bakanlığında hizmet ettikten sonra Devlet Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğünden Ziraat Yüksek Mühendisi olarak emekli oldu. Türkiye’nin üreten gücü Konya Şeker Zirai Üretim Koordinasyon Müdürü olarak görev yapmaktadır. 24 Haziran 2018, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi tarafından Konya 3. sıra Milletvekili adayı gösterildi. Ulusal, Yerel gazete ve dergilerde tarım yazarlığı yapmakta olup iki yüzün üzerinde yazı ve makalesi bulunmaktadır. Konya Kadınhanı Örnek köyde aktif çiftçilik yapmaktadır.

Previous Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir