Yapısı, doğaya bağımlılığı gereği tarımsal üretimde ciddi riskler var. Sadece üretim aşamasında değil tarladan/çiftlikten sofraya kadar olan sürecin her aşamasında riskler barındırıyor. Türkiye, sahip olduğu ürün çeşitliliği, coğrafi konum, iklim şartları, pazarlara yakınlık, bilgi birikimi, girişimcilik ve pazarlama gücü açısından tarım ve gıdada çok büyük fırsatlara sahip.
2020 yılı tarımsal üretim ve gıda sanayisinde istihdam yüzde 19,4 olarak gerçekleşmiş iken, 2024 yılında bu oran yüzde 14,8’e gerilemiştir. 2020 yılında tarımda çalışan nüfus ortalaması 51 iken 2025 yılında 56 ya yükselmiştir. Tarımda istihdamın azalması makineleşmeye bağlansa da tarım nüfusunun giderek yaşlanması gelecekte sürdürülebilir tarımsal üretimi tehdit etmektedir.
Tarımsal Destekleme Bütçesi 2020 yılında, On Birinci Kalkınma Planı hedefleriyle uyumlu olarak bir önceki yıla göre yüzde 22 milyar TL, 2024 yılı sonunda Tarımda Yeni Destekleme Modeli ile Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı 2 milyon 900 bin çiftçiye 91.5 Milyar TL’ye ulaşmıştır. 5488 sayılı Tarım Kanununun 21. Maddesine göre GSMH tarımsal desteklemeler yüzde 1’inden az olamaz hükmüne göre 2024 yılı GSMH 44 Trilyon TL olduğuna göre 440 Milyar TL tarımsal desteleme yapılması gerekirken 91.5 Milyar TL tarımsal destekleme yapılmıştır. 2025 yılında tarımsal desteklemeler 135 Milyar TL olarak ödenecek olup, 2026 planlamasına ise 168 Milyar TL olacaktır. Sonuç olarak tüm zorluklara rağmen üretime devam eden üreticilerimiz kanunen alması gereken desteklemelerin dörtte birini alabilmiştir.
28 Ağustos 2024 Tarihinde Yayınlanan ‘8859 Sayılı Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli ve Üretim Planlaması konusundaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ümitleri ve beklentileri arttırdı.
Tarımsal desteklemede kurulan yeni sistem; desteklenecek ürünler ve destekleme birim tutarlarının kurulacak bir sistemle düzenli olarak yapılacak etki analizlerinin sonuçlarına göre her yıl yeniden belirlenmesine, hayvancılık ve meyvecilik için ise uzun dönemli destekleme modelinin belirlenmesi hedeflenmektedir. Kırsal Kalkınma Planı doğrultusunda ticari işletmeciliği destekleyecek tarımsal ve kırsal kalkınma yardımlarının öncelik verilmesine yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.
Uygulamaya alınan yeni destekleme sisteminde ürünlerin bölgeler bazında farklı fiyat politikasında destekleme oranları ile desteklenmesi devreye alınmadan başarı beklemek hayalcilik olacaktır.
Ülkemiz 2020 yılı Küresel Gıda Güvenliği Endeksine göre 113 ülke arasında genel puanlamada 41’inci, 2024 yılında 48’inci sırada yer almıştır. Gıda Güvenliği endeksinde Finlandiya, İrlanda’nın başı çekmesi tarımsal üretimle değil, kişi başına düşen milli gelirle alakalı olduğu kendini göstermektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Bankasının verilerine göre tarımsal hasıla üretiminde Avrupa’da birinci, Dünyada ilk on ülke arasında yer alan Türkiye’nin Küresel Gıda Güvenliği Endeksinde 48. sırada yer alması bizler için zul olup daha çok çalışmamız gerektiğinin bir göstergesidir.
Günümüzü değerlendirip yaşanan gelişmeleri ve muhtemel öngörüleri sıralarken tarım sektörümüze biraz daha geniş açıdan bakıp, bu yıl ve önümüzdeki yıllarda bizleri hangi ciddi gelişmelerin beklediği hususunu da yeni üretim yılının başında hatırlatmış olalım. Karar vericiler yanında tarımın paydaşlarının da çok önemsemesi gereken ciddi gelişmeler yaşanacaktır.
İklim değişikliğine bağlı kuraklık, en önemli tehdidimiz olacak. Su kaynaklarımızın yüzde 75’inin kullanıldığı tarım sektöründe geleceğimizin emaneti suyumuzu tasarruflu kullanmaya yönelik eğitici, teşvik edici, yönlendirici uygulamaları hayata geçirerek, her türlü tarımsal destek, sübvansiyonlu kredi ve tarımsal yatırım teşviklerinde suyu doğru tekniklerle ve tasarruflu kullanma ön koşul haline getirilmelidir.
Kırsaldan göç, köylerin boşalması, arazi parçalılığı, ölçekten uzaklık gibi sebeplerle tarım alanlarındaki ekiliş azalması, uygulanacak yeni üretim modelleri ile geriye döndürülemezse sorun derinleşecektir.
Bölgesel ürün desenlerinin değişmesi, verimli ovaların çok yıllık bitkilere dönüşmesi tek yıllık bitkiler olan hububatı, bakliyatı, yağlı tohumları daha fazla tehdit edecektir.
Hayvancılık sektöründeki dönüşüm, aile işletmeleri yerine şirketlerce kapalı ortamlarda karma yem tüketimine dayalı hayvancılık, organize hayvancılık gibi hububat üretimi başta olmak üzere ham madde arz-talep dengesini olumsuz etkileyecek, yem stresini ve ham madde ithalatını artıracaktır.
Artan girdi maliyetleri ve beraberinde ürün fiyatları ile çiftçi tatmini, gıda enflasyon riskini artırmaktadır. Tarımsal girdilerin fiyatları yakından takip edilerek, haksız kazanç veya spekülatif artışlar için gerekli müdahaleler devreye sokmalıdır. Üretimi artırmak ve çiftçi karlılığını sağlamak; sadece fiyat odaklı değil maliyet yönetimi, verimlilik, ölçek, teknoloji, girdi tedariki, örgütlülük, su kullanımı, pazar entegrasyonu gibi çok sayıda faktörü barındırmaktadır.
Dahilde işleme kapsamında yapılan mamul ihracatı kuraklık, savaşlar gibi sebeplerle gittikçe daha zorlu olacak olup, karlılığın azalma riski artacaktır. Bu sebeple üretimi arttıracak programlar rasyonel olarak uygulamaya geçilmelidir.
Lisanslı Depoculuk gelişecek, önemi artacak, dijital ticaret yaygınlaşacak, tarımsal ürünler yatırım aracı olarak daha fazla konuşulacaktır. Bunun altyapısı hazırlanıp tabana yayılması çok önemlidir.
Günümüzde devletlerin devletlere hükmü yanında adı büyük koca devletlere şirketler hükmetmekte. Uluslararası tarım ticaretinde yeni ticari köprüler kurulacaktır. Burada devletler bazında ticari anlaşmalar öne çıkacaktır.
Ülkemiz; işlenmiş ürünlerde kur ve ithal maliyet baskısı yaşarken, işlenmemiş ürünlerde ihracata dayalı iç piyasa arz-talep riskini daha fazla hissedecek, bu da enflasyon için işlenmemiş ürünleri daha hassas hale getirecektir.
Tаbulаr tаbulаr! Her аdımdа şuurа dur emrini veren bir jаndаrmа neferi. Her kаpının аrkаsındа, elinde bıçаk, bekleyen bir hаrem аğаsı. Düşünme! Düşüneni iftirаnın ve sefаletin lаğımındа boğduktаn sonrа ellerimizi yıkаyıp, efendim bizde filozof yetişmiyor diye аh u vаhlаr, diyor Cemil Meriç.
Tabuları yıkalım, önyargılardan vazgeçelim. Üretim ayağında görevini yapan Türk çiftçisine yol açalım, yön gösterelim de yarınki hedeflerimiz yakın olsun.
Çiftçilik; her türlü iklim şartında, zaman ve mesai şartlarının diğer sektörlere göre farklı olduğu, doğayla iç içe yapılan zor bir meslektir. Tarım sektöründe çalışan sürekli tarım işçileri ve işverenlerin arasındaki çalışma ve sosyal güvenlik şartlarının düzenlendiği Tarım İş Kanunu, günümüz şartlarına göre yeniden tartışılarak hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir.
Tarımsal destekler yılın başında açıklanarak ekim planlamasıyla ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin ekimi teşvik edilmeli ve bir sonraki ürün tohum tarlaya düşmeden, çiftçinin üretim maliyetleri için nakit ihtiyacının en çok olduğu zamanda ödenmelidir.
Kooperatifçiliğin gelişmesi için Tarım Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşünü alarak, ortak bir çalışmayla tarımsal kooperatiflerin kuruluş ve yönetimleriyle ilgili kanunu yeniden düzenlemeli ve yöneticilerine mutlaka tüm şahsi varlıklarıyla sorumluluk getirilmelidir.
Tarımsal üretim maliyeti içinde önemli bir yer tutan tarımsal elektrik fiyatlarına müdahale edilerek indirim uygulanmalı, elektrik ödeme dönemleri üreticinin gelir durumuna göre yılda iki kez olarak düzenlenmelidir.
Ham madde üretim bölgelerimiz ile tarımsal sanayilerimiz arasındaki mesafeler artacak, nakliye ve lojistik kritik hal alacaktır. Bu açıdan kara, hava, demiryolu ve deniz lojistik merkezleri ve yolları önem kazanacaktır.
Sözün özü, gerçekleştirilen ekonomik değerlerin yanında kısa, orta ve uzun vadede hedeflerimize ulaşmamız gerekir. Tarımda kendine yetebilirlik ve sürdürülebilirliğin sağlanması için, tarım ve üretici hak ettiği ilgi, itibar ve desteği görmelidir.
#topragınadamı


