2025 yılı, küresel ölçekte devam eden jeopolitik çalkantılar, ekonomik belirsizlikler ve şiddetlenen iklim krizleri nin gölgesinde Türkiye tarım sektörü için kritik bir dönemeç olarak tarihe geçmiştir. Rusya-Ukrayna savaşının gıda ve enerji piyasaları üzerindeki baskısı, Orta Doğu’da tırmanan ve insani krizlere yol açan gerilimler ve iç dinamiklerin getirdiği ekonomik zorluklar, tarımsal üretimin stratejik önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. “Tarımın Öneminin Arttığı Değil, Anlaşıldığı” önemli bir dönemeçteyiz, Tarım hep önemliydi.
Lider Devlet Bahçeli’nin veciz ifadesiyle “Tarihin coğrafyaya sığmadığı anı yaşıyoruz ve Türkiye menfaatlerinin gerektiği şekilde müdahil olunacaktır.” bu dönemde, zorlukların üstesinden gelmek, milli bir kararlılık ve stratejik bir vizyon gerektirmektedir.
Tarihçi Halil İnalcık’ın ““Karamsarlık korkaklıktır, Türkiye büyüktür. Bu devletin tarihine yakışır şekilde yaşamalı ve çok çalışmalıyız.” sözü, bu kararlılığın temelini oluşturmalıdır.
2025 yılı, sektör için özellikle zorlu bir tablo sunmuştur. Başlıca sorunları birkaç başlıkta özetlersek:
- Yüksek Girdi Maliyetleri: Üreticilerin gübre, tohum ve enerji gibi temel girdilere erişimini zorlaştıran fiyat artışları ve istikrarsızlığı.
- Olumsuz İklim Koşulları: Yetersiz yağışlar ve mevsim normallerinin dışındaki dolu, don, kuraklık, gibi hava olaylarının üretimi olumsuz etkilemesi.
- Üretici Karlılığında Düşüş: Başta hububat olmak üzere birçok üründe, maliyetleri karşılamakla yarışan fiyat politikaları nedeniyle üreticinin beklediği karlılığı elde edememesi.
Geçmişin deneyimlerinden ders çıkararak geleceğe yönelik sürdürülebilir, akılcı ve uygulanabilir politikaların ne denli acil ve hayati olduğunu basit değerlendirmede görmekteyiz.
Küresel ve İklimsel Baskılar: Tarım Sektörünün Kırılganlıkları
Türk tarımının karşı karşıya olduğu zorluklar yalnızca iç dinamiklerden kaynaklanmamaktadır. Sektör, kontrolü dışındaki küresel jeopolitik istikrarsızlıklar ve her geçen yıl etkisini daha da artıran olumsuz iklimsel krizlerden doğrudan etkilenmektedir. Bu dışsal şoklar, sektörün mevcut kırılganlıklarını daha da derinleştirmekte ve gıda güvenliğini tehdit etmektedir.
İklim Değişikliğinin Somut Etkileri
Davos 2020 raporunda dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük on riskin ilk beşinin çevre ve iklimle ilgili olması, bu tehdidin küresel ölçekteki ciddiyetini ortaya koymaktadır. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla bu risklere en açık ülkelerden biridir.
Kuraklık Yerleşiyor
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini Kuzey Kutbu’ndan sonra en olumsuz yaşayan Akdeniz Kuşağı ülkelerinden biridir. Bilim insanları, geleceğe yönelik projeksiyonların pek olumlu olmadığını vurgularken, yavaş ilerlemesi beklenen iklimsel değişimlerin son dönemde katbekat hızlanması, kuraklık tehdidini geçici bir sorundan kalıcı bir gerçeğe dönüştürmektedir.
11-12 Nisan 2025 tarihlerinde 34 ilimizde yaşanan ve sıcaklıkların -9 ila -15 derecelere düştüğü don olayı, son 30 yılın en büyük zirai don zararı olarak kayıtlara geçmiştir. Meyvecilik ve bağ alanları başta olmak üzere geniş bir coğrafyada telafisi olmayan zararlara yol açan bu olay, iklimsel risklere karşı hazırlıklı olmanın önemini acı bir şekilde göstermiştir. Bu tür afetler karşısında TARSİM sigortasının rolü kritik önem taşımaktadır. Ancak bu sistemin etkinliğini artırmak için TARSİM’in artık tercihe bağlı olmaktan çıkarılıp, desteklemelerden kesilmesi koşulu ile zorunlu hale getirilmesi gerekmektedir.
Jeopolitik İstikrarsızlık ve Gıda Güvenliği
Devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı ve Orta Doğu’daki krizler, küresel gıda ve enerji fiyatları üzerinde ciddi bir istikrarsızlık yaratmaktadır. Bu durum, Türkiye gibi tarımsal girdi ve enerji ithalatına bağımlı ülkelerin üretim maliyetlerini doğrudan etkilemektedir.
Yaşanan bu küresel krizler, “tarımda kendi kendine yeterlilik” ve “yerli ve milli üretim” kavramlarının bir slogandan ibaret olmadığını, aksine Türkiye’nin gıda güvenliği ve ulusal egemenliği için stratejik bir zorunluluk olduğunu kanıtlamıştır. Ancak Türkiye’nin potansiyeli, savunmacı bir kendine yeterlilik vizyonunun çok ötesindedir. Türkiye, dört saatlik uçuş mesafesinde dünya nüfusunun %40’ına ulaşabilen ve 9 trilyon dolarlık dünya tarım ticaretinin 1,9 trilyon dolarlık hacme sahip bir bölgesinin tam merkezinde konumlanmaktadır. Bu durum, doğru politikalarla Türkiye’yi sadece kendine yeten bir ülke değil, aynı zamanda bölgesel bir gıda gücü ve lider ihracatçı yapma potansiyelini de barındırmaktadır.
Bu küresel ve iklimsel baskılar, birer stres testi işlevi görerek Türkiye’nin teknoloji, demografi ve kaynak yönetimi alanlarındaki yapısal zaafiyetlerini tehlikeli biçimde derinleştirmekte ve acil müdahale zorunluluğunu artırmaktadır.
Türk Tarımının Yapısal Sorunları: Verimlilik, Demografi ve Kaynak Yönetimi
Türkiye’nin tarımsal potansiyelini tam olarak kullanmasının önündeki en büyük engeller, köklü yapısal sorunlardır. Yetersiz teknoloji kullanımı, hızla yaşlanan çiftçi nüfusu ve toprak ile su gibi hayati kaynakların etkin yönetilememesi, sektörün sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü tehdit etmektedir. Bu sorunların çözümü, sektörün geleceği için ertelenemez bir önceliktir.
Teknoloji ve Verimlilik Açmazı
Türkiye, tarımsal istihdamda önemli bir paya sahip olmasına rağmen, bu insan gücünü ekonomik değere dönüştürmede gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmaktadır. Aşağıdaki tablo, bu verimlilik açığını net bir şekilde göstermektedir:
| Ülke | Tarımsal İstihdam | Tarımsal Ekonomi Değeri |
| ABD | 2 milyon | 222 milyar dolar |
| Japonya | 1,1 milyon | 40 milyar dolar |
| Rusya | 6,4 milyon | 60 milyar dolar |
| Türkiye | 4,8 milyon | 74 milyar dolar |
Bu veriler, Türkiye’nin çok daha fazla insan gücüyle diğer ülkelere kıyasla daha düşük bir ekonomik çıktı ürettiğini ortaya koymaktadır. Bu tablo, verimliliği artırmak ve küresel rekabette öne çıkmak için teknoloji ve akıllı tarım uygulamalarına geçişin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu kanıtlamaktadır. Veriler tarımsal ekonomik değeri göstermekte, girdi maliyetleri ve karlılığı hesapladığımızda Türk çiftçisi umduğunu bulamamaktadır.
Demografik Tehdit: Yaşlanan Çiftçi Nüfusu
Türkiye, 34,5 yaş ortalaması ile genç ve dinamik bir nüfusa sahipken, bu gençliğin tarım sektörüne yansımaması endişe vericidir. Tarımsal üretimde faaliyet gösteren nüfusun yaş ortalamasının 57’ye yükselmiş olması, sektörün geleceği için ciddi bir alarm sinyalidir. Bu durum, üretimin sürdürülebilirliğini ve nesiller boyu devam eden aile işletmeciliği modelini temelden tehdit etmektedir. Gençlerin sektöre katılımını teşvik edecek acil ve etkili politikalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Kaynak Yönetimi Zafiyetleri: Toprak ve Su
“Ekilemeyen Değil Ekilemeyen Araziler” Sorunsalı
“İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Kiraya Verilmesi” amacıyla çıkarılan yönetmelik, sahadaki gerçeklerden kopuk olduğu için hedeflenen sonuca ulaşamamış ve tabiri caizse “dağ fare doğurmuştur”. Asıl sorun, arazilerin keyfi olarak “ekilmemesi” değil, yüksek girdi maliyetleri ve düşük karlılık gibi ekonomik sebeplerle “ekilememesidir”. Dolayısıyla çözüm, mülkiyet haklarına müdahale etmek yerine, üreticinin tarlasını ekebilir hale gelmesini sağlayacak destekleme politikaları geliştirmektir.
“Suya Göre Tarım” değil, “TARIMA GÖRE SU” Temini Yolları
Mevcut havza ve il su kurulları, Türkiye’nin su kaynaklarını bütüncül bir yaklaşımla yönetmek için yetersiz kalmaktadır. Bakanlıklar arası koordinasyon eksikliği ve görev karmaşası, etkili bir planlamayı engellemektedir. Türkiye’nin, Milli Bazda Planlama yapacak bir “üst akla” ihtiyacı vardır. Su yönetimi konusunda radikal bir zihniyet değişikliğine gidilmeli; su fazlası olan bölgelerden kuraklıkla boğuşan Orta Anadolu’ya su transferi gibi cesur projeler gündeme alınmalıdır.
Otuz kanun ve ikincil düzenlemeden oluşan mevcut su mevzuatı, çok parçalı ve ülke planlaması, havza yönetimi için yetersizdir. Kanun bu konuda tüm yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığına vermeli ve Bakanlıkta da tek aktör 71 yıllık kurum hafızası ve iş tecrübesi olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün olmasına imkân vererek, yetki karmaşasını en doğru şekilde çözebilmelidir. AFAD Başkanlığı modelinde DEVLET SU İŞLERİ BAŞKANLIĞI kurularak, iklim değişikliği etkisinde su; planlama, yönetimi ve yapım işleri tek elde toplanması sağlanacaktır. Böylece AFAD Başkanlığımızın elde ettiği hızlı karar alma ve etkin yönetim biçimi sağlanacaktır.
Bu derin yapısal sorunların varlığı, sorunları çözmek amacıyla geliştirilen mevcut politika ve yasal düzenlemelerin etkinliğinin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Politika ve Mevzuatın Etkinlik Analizi: Niyetler ve Gerçekler
Son yıllarda tarım sektörünü düzenlemek ve verimliliği artırmak amacıyla önemli yasal düzenlemeler ve politika değişiklikleri hayata geçirilmiştir. Ancak bu düzenlemelerin kâğıt üzerindeki niyetlerinden ziyade, sahadaki yansımaları, uygulama etkinlikleri ve üretici nezdindeki karşılığıdır.
Üretim Planlaması ve Destekleme Modelleri
14 Eylül 2023 tarihli “Tarımsal Üretim Planlaması Hakkında Yönetmelik”, planlı üretime ilk kez yasal bir zemin oluşturması açısından tarihi bir adımdır. 28 Ağustos 2024 Tarihinde Yayınlanan ‘8859 Sayılı Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli ve Üretim Planlaması konusundaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ümitleri ve beklentileri arttırdı.
Bu şekilde, Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak 2025-2027 dönemini kapsayan 3 yıllık bitkisel üretim desteklerinin önceden açıklanması da üreticinin önünü görmesi adına olumlu bir gelişmedir.
Ancak bu olumlu niyetler, uygulamadaki gecikmelerle gölgelenmektedir. Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın üzerinden 1,5 yıl geçmesine ve 2026 üretim yılı hububat ekimlerinin tamamlanmış olmasına rağmen, üretim planlamasının uygulamada beklenen etkiyi gösterememesi, üretici nezdinde ciddi bir belirsizlik yaratmış ve planlama yapmayı zorlaştırmıştır.
Destekleme politikalarındaki bir diğer kritik eksiklik ise ödeme zamanlamasıdır. Desteklerin, ürün hasat edildikten sonra değil, girdilerin en yoğun şekilde satın alındığı üretim döneminin başında ödenmesi, üreticinin finansman yükünü hafifletecek ve üretimin devamlılığını sağlayacaktır.
Bürokratik Engeller ve Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS)
Çiftçilerin beyan esasıyla internet üzerinden ÇKS kayıtlarını yapabilmesi, hem üreticilere teknolojik bir konfor sağlamış hem de kurumlardaki evrak yükünü azaltan ileri bir adımdı. Ancak 2025 yılında Ziraat Odalarının yoğun baskısıyla bu sistemden geri adım atılarak ÇKS kayıtlarının tekrar Ziraat Odaları’nın müdahilliği ile yapılmasına karar verilmiştir. Sormak gerekir: Üye aidatlarının toplanabilmesi haricinde bu değişikliğin çiftçiye ne karı olacaktır? Bu karar, bürokratik bir geri adım olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, incelenen politikalar kâğıt üzerinde iyi niyetli olsalar da uygulamadaki eksiklikler, gecikmeler ve bürokratik geri adımlar nedeniyle 2025’te sektörde yaşanan somut sorunları çözmede yetersiz kalmıştır.
2025 Yılı Sektörel Değerlendirmeler ve Çıkarılan Dersler
Genel analizleri somutlaştırmak ve politika kararlarının sahadaki sonuçlarını görmek için 2025 yılında kilit tarım ürünlerinde yaşanan gelişmeleri mercek altına almak faydalı olacaktır.
- Hububat: Üreticinin beklentisinin altında kalan bir fiyat politikası izlenmiştir. İç piyasadaki arzı güvence altına almak ve düşük dünya fiyatlarının etkisini kırmak amacıyla ithalat yasağı getirilmiş, ancak bu durum üretici memnuniyetini sağlamaya yetmemiştir. Hububat üreticisi geleceği görememekte 2025 yılı karlılık anlamında kayıp yıl olarak tarihteki yerini almıştır. Hububatın yoğun ekildiği kıraç alanlarda kuraklık etkisi verimleri azaltmış üreticinin gelecek öngörüsüne acaba 2026 da yağışlar olmazsa ne yaparız sorusunu sordurmaktadır.
- Şeker Pancarı: 2025 yılı Şekerpancarı üretiminde elde edilen verim, kalite (polar) ve uygulanan fiyat politikası sayesinde üretici için bir “altın yıl” yaşanmıştır. Üretim sürdürülebilirliği sağlanmış ve pancar, sulu tarım alanlarında en çok tercih edilen ürün olmuştur. Ancak piyasa şartlarında uygulanan fiyat politikası, şeker sanayisinin sürdürülebilirliği açısından zorluklar yaratmıştır. Tüketiciyi koruma adına uygulanan fiyat politikasında şeker kullanımının enflasyona etkisinin %0,5 olduğunu hatırlatarak şeker sanayisinin sürdürülebilirliği açısından tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir.
- Mısır: Üretimdeki dalgalı seyir devam etmiştir. 2022’de 6,5 milyon ton, 2023’te 8,5 milyon ton olan üretimin 2024’te 6 milyon tona, 2025’te ise 6,3 milyon tona gerilemesi, planlama ve destekleme politikalarındaki tutarsızlıkları göstermektedir. Fiyat – istikrarsızlığı nedeniyle üretici 2026 yılı için mısır yerine ne ekeceği konusunda kararsızlığa düşmüştür. Ülkemizin tüm tüketim alanlarında 9 milyon ton mısır ihtiyacı göz önünde tutularak planlamadaki yeri belirlenmelidir.
- Ayçiçeği ve Pamuk: 2023’te uygulanan yanlış fiyat politikalarının olumsuz etkileri 2024’ten sonra 2025’te de devam etmiştir. Zaten yetersiz olan üretim daha da azalmış, bu stratejik ürünlerde Türkiye’nin ithalat bağımlılığı artmıştır.
- Domates, Patates, Soğan ve Narenciye: Bu ürün gruplarında üretim fazlası, artan işçilik maliyetleri ve en önemlisi yeterli işçi bulunamaması gibi sorunlar nedeniyle üreticiler umduğunu bulamamıştır. Pek çok ürün, hasat edilemeden tarlada kalmış ve sürülmüştür.
Bu münferit gibi görünen vakalar, aslında daha büyük ve sistematik bir sorunun belirtileridir. Şeker pancarını ödüllendirirken ayçiçeğini cezalandıran anlık fiyat politikaları, domates ve narenciyede olduğu gibi iş gücü planlamasından yoksun üretim teşvikleri, bütüncül ve uzun vadeli bir stratejinin eksikliğini ortaya koymaktadır. Bu deneyimler, tekil ve reaktif politikalar yerine, tüm değer zincirini gözeten, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir gelecek için bütüncül politika önerilerinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. 2025 yılı don zararı nedeniyle meyveciliği değerlendirmek boğazların düğümlendiği bir durumdur.
Türkiye’nin Tarımsal Gelecek Vizyonu
Nereden tutarsak, nereden bakarsak Türk tarımını mevcut kriz sarmalından çıkarıp yerli ve milli üretimi güvence altına alarak küresel bir güç haline getirecek somut, stratejik ve acil eylem adımlarının atılması zorunludur. Bu adımlar, popülist söylemlerden uzak, sahanın gerçeklerine dayalı olmalıdır. Aslında sorun gibi gözüken konular harekete geçirebileceğimiz tarımsal potansiyelimizin birer Çoban Yıldızı.
- Etkin Üretim Planlaması ve Arz Güvenliğini Tesis Etmek Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli ve Üretim Planlamasına ilişkin uygulama tebliği, üretici menfaatlerini gözeten bir anlayışla bir an önce bölgelerin avantaj ve dezavantajları ön planda tutularak, belirsizlikler ortadan kaldırılarak yeniden düzenlenmeli ve hayata geçirilmelidir. Bir yandan iç piyasanın gıda güvencesini sağlamak ve arz-talep dengesini koruyarak fiyat – istkrarı oluşturmak; diğer yandan ihracat hedeflerine yönelik stratejik ürünleri belirleyerek bu ürünlerin üretimini teşvik etmek için öngören ve yönlendiren dinamik bir mekanizmayı hayata geçirmeliyiz.
- Destekleme Politikalarının Yeniden Yapılandırılması Tarımsal destekler, hasat sonrası değil, çiftçinin gübre, tohum gibi girdileri satın aldığı dönemde ödenmelidir. Enflasyonist ortamda üreticinin alım gücünü koruyacak mekanizmalar geliştirilmelidir.
- Hayvancılık Sektörünün Canlandırılması 2020’den beri krizde olan hayvancılık sektöründe çözüm ithalat değildir. Boşalan ahırların yeniden doldurulması ve üreticinin önünü görebileceği, öngörülebilir destekleme programları acilen hayata geçirilmelidir. Hayvancılık sektörünü canlandırmak için kaba yem ve kesif yem ham maddelerini içine alan bitkisel üretimimizi arttırmalıyız. Tükettiğimizden fazlasını üretemediğimiz sürece bu mesele hep gündemde sorun olarak kalacaktır. Ayrıca adı Afgan çoban olarak yer bulmuş ancak Özbek, Türkmenlerden oluşan çoban temini ülke hayvancılığı resmen kilitlenmiş durumda. Kaçak yapıyı engellemek ve kayıt altı geçici işçi çalıştırma yolu tercih edilmelidir.
- Sürdürülebilir Su Yönetimi İçin Ulusal Strateji Bakanlıklar üstü bir koordinasyonla, su fazlası olan bölgelerden Orta Anadolu gibi kurak bölgelere su transferi cesur projelerle planlanmalıdır. Su yönetiminde bütüncül ve milli bir yaklaşım benimsenmelidir.
- Tarım sektörüne yönelik veri tabanının güncelliği, doğruluğu ve güvenilirliği tartışma konusu iken sağlıklı bir planlama ve projeksiyonlara nasıl ulaşılır? Tek cümleyle, ölçemediğin şeyi kontrol edemezsin, kontrol edemediğin şeyi de yönetemezsin. Bugünkü sorunların temelinde de bu yatmıyor mu? Türkiye’nin artık kapsamlı bir tarım envanteri çıkartması gerekiyor sözümüz karşılık bulmuştur. 1 Temmuz 2025 tarihinde başlayan 31 Aralık 2025 tarihinde sona erecek olan Tarım envanteri çıkarılmasına dair sayım devam etmekte olup sona yaklaşılmıştır. Tarım Bakanımıza tarım envanteri çalışmalarından dolayı teşekkür ederim.
- Tarımsal Politikaların Anayasal Güvence Altına Alınması Sektörün siyasi ve idari değişikliklerden etkilenmemesi, uzun vadeli ve istikrarlı politikaların devamlılığının sağlanması için tarım politikaları Anayasal güvence altına alınmalıdır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının temelinin tarım olduğu gerçeğinin tam anlamıyla farkına varılmalıdır. Tarımda sorunlar zora düşüldüğünde değil, düşmeden önce çözülmelidir. Üretim zincirinin kırılmasına asla izin verilmemelidir. Lider Devlet Bahçeli’nin uyarısıyla, popülist vaatler yerine “perdenin arkasından gölgesi yansıyan ve gün geçtikçe belirginleşen gerçeklere odaklanma” vaktidir. Kızmaya, küsmeye ve yorulmaya hakkımız yoktur; Kararlılık ve ortak akılla, tarımı hak ettiği stratejik konuma getirmek, bu topraklara ve gelecek nesillere borcumuzdur.
Gönül insanı Mustafa Yıldızdoğan’ın dizeleriyle umudumuzu tazeleyelim:
Bugünler zor, çetin ama atlatacağız, Sabır denen o taşları çatlatacağız, Umutların eksilmesin, başaracağız.
#topragınadamı







