Celil Çalış – Toprağın Adamı

İklimsel ve Jeopolitik Tehditler Altında 14 Mayıs Çiftçiler Günü

Tarımsal Sürdürülebilirliğin Makro-Stratejik Çerçevesi

Günümüzün küresel konjonktüründe tarımsal üretim, salt bir iktisadi faaliyet alanı olmanın ötesine geçerek devletlerin egemenlik haklarını belirleyen temel bir “Milli Güvenlik” unsuru haline gelmiştir. Gıda güvenliği, stratejik önemi bakımından savunma sanayiinden farksız bir konumda değerlendirilmelidir; zira temel gıda ürünlerinde dışa bağımlılık, bir ulusun bekası için en az askeri zafiyet kadar kritik bir tehdit teşkil etmektedir. Üretici refahının korunması, sadece ekonomik bir parametre değil, toplumsal istikrarın teminatıdır.

Bu vizyon çerçevesinde, Türk tarımının yapısal dönüşümü ve üreticinin toprakta tutulması stratejik bir zorunluluktur. Mevcut risklerin bertaraf edilmesi ve “mali dayanıklılık” ekseninde bir üretim ekosistemi kurulması için öncelikle sektörü baskılayan dışsal faktörlerin derinlemesine analizi elzemdir.

İklim ve Jeopolitik Riskler

Türk tarımı, iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri ile küresel enerji ve lojistik hatlarını sarsan jeopolitik çatışmaların kesişim noktasında, bir “mükemmel fırtına” ile karşı karşıyadır. Bu durum, üretim takvimini ve maliyet yapılarını öngörülemez bir dinamizme itmektedir. Bu durum büyük olumsuz risklerin yanında önemli fırsatları içinde barındırmaktadır. Planlamayı ve tarımın iklime bağımlılığını düzgün yönetirsek mükemmel bir fırsatın olduğu görülmektedir.  9 trilyon dolar olan dünya tarımsal ticaretinin 4 milyar dolarının döndüğü Türkiye ye 4 saat uçuş mesafesinde olan bir merkezin en önemli üretim üstlerinden birine sahibiz.

İklimsel Belirsizlik ve Operasyonel Riskler

İklim değişikliği; meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklık katmanlarında farklı riskler üretmektedir. 2026 yılı, yağış rejimi açısından hububatta rekor beklentisi yaratsa da bu durum operasyonel bir açmazı da beraberinde getirmiştir. Yağışların yoğunluğu nedeniyle Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde baharlık ürünlerin ekimi tam bir ay gecikmiştir. Stratejik bir perspektifle değerlendirildiğinde; şeker pancarı, mısır ve ayçiçeği ekilişlerinde yaşanan bu sarkma, hasat dönemlerinin çakışması ve ürün kalitesinde yaşanabilecek kayıplar açısından ciddi bir risk teşkil etmektedir. Ancak bu risk gibi gözükse de vejatasyon açısından bir risk olmayacak yağışlarla birlikte geçtiğimiz yıllardaki kuraklık etkisini bertaraf etmek için bir fırsat yılı olarak görebiliriz. 

Jeopolitik Enerji ve Lojistik Baskısı

Rusya-Ukrayna savaşının devam eden etkilerine eklenen Orta Doğu ve İran ABD-İsrail savaşlarırı, meseleyi konvansiyonel çatışmaların ötesine taşıyarak küresel bir “ekonomik savaşa” dönüştürmüştür. Bu gerilimler; gübre, mazot ve lojistik maliyetlerini doğrudan etkilemekte, üreticinin finansal öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır. Bölgesel istikrarsızlıklar, sadece tedarik zincirini değil, üretimin can damarı olan enerji maliyetlerini de kontrol dışı seviyelere taşımaktadır.

Üretim Ekonomisi ve Girdi-Çıktı Dengesizliği

Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, girdi maliyetleri ile üretici satış fiyatları arasındaki makasın yönetilmesine bağlıdır. Mevcut veriler, girdi fiyatlarındaki artışın ürün satış bedellerini geride bıraktığını ve “çiftçinin tarımdan kaçışı” riskinin realize olduğunu göstermektedir.

Veri Odaklı Karşılaştırma ve Piyasa Analizi

2025-2026 dönemi piyasa gerçekleri, üreticinin üzerindeki ekonomik baskıyı aşağıdaki tablolarla somutlaştırmaktadır:

Tablo 1: Yem ve Girdi Maliyetlerindeki Değişim (2025 – 2026 Mayıs)

Girdi KalemiArtış Oranı (%)Stratejik Notlar
Gübre%70- %90Mevsimsel spekülasyon (%30) üzerine savaş etkisi eklenmiştir.
Etlik Piliç Yemi%40Ton başına 18.900 TL’den 26.400 TL’ye yükselmiştir.
Süt Yemi%45Ton başına 14.300 TL’den 20.000 TL’ye yükselmiştir.
Besi Yemi%50Ton başına 13.000 TL’den 19.500 TL’ye yükselmiştir.

Tablo 2: Ürün Satış Fiyatları ve Piyasa Gerçekleri

Ürün2025 Fiyatı2026 Mayıs FiyatıPiyasa Analizi
Et (kg)420 TL610 TLŞap hastalığı ve damızlık kesimi arzı daraltmıştır.
Süt (lt)17,50 TL24,30 TL (Ref.)Piyasada sıcak süt 27 TL, soğuk süt 30 TL bandındadır.

Analitik bir çıkarımla; ürün fiyatlarındaki artışın girdi maliyetlerinin gerisinde kalması, gıda enflasyonunu tetikleyen ana unsurdur. İdarenin “Tüketiciyi korumanın yolu üreticiyi korumaktan geçer” ilkesini merkeze alması, üretimde devamlılığı sağlamak için bir zorunluluktur. Özellikle et süt fiyatlarında yükselme çok gibi gözükse de tedarik yetersizliği kendini hissettirmeye başlamış, girdi fiyatları ile hala 1/1,5 yem süt paretesi yakalanamamıştır.

Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli

28 Ağustos 2024 tarihinde yayımlanan 8859 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Türk tarım tarihi için devrimsel bir paradigmaya işaret etmektedir. Bu kararname, sadece bir destekleme değişikliği değil, küresel tedarik zinciri oynaklığına karşı geliştirilmiş bir “karşı manevra” niteliğindedir. 2019 yılındaki 3. Tarım Şurası’nda Cumhurbaşkanımız tarafından ifade edilen “Önemli olan karar almak değil, uygulamaktır” düsturu, bu modelin hayata geçirilmesindeki temel motivasyon olmalıdır.

Modelin Stratejik Bileşenleri

  • Öngörülebilirlik ve Planlama: Cumhuriyet tarihinde ilk kez 3 yıllık (2025-2027) destekleme takviminin açıklanması, üreticinin “alışkanlıklarla” değil, “rekabetçi bir planla” hareket etmesini sağlayacaktır.
  • Finansal Zamanlama: Desteklerin hasat sonrasında değil, nakit ihtiyacının zirve yaptığı “girdi kullanım döneminde” ödenmesi, üreticinin maliyet yükünü hafifletecek stratejik bir hamledir.
  • Arz Güvenliği: Üretim planlaması, ithalat bağımlılığı olan ürünlerin teşviki ile piyasa istikrarını hedefleyen bir “açmazdan çıkış” haritasıdır.

Kaynak Yönetimi ve Mevzuat Reformu İhtiyaçları

Üretim planlamasının başarısı, fiziksel kaynakların yönetimi ve iş gücü piyasasının regülasyonu ile doğrudan ilintilidir. Planlama, kaynak yönetimi olmaksızın sadece kâğıt üzerinde kalacaktır. 5488 sayılı Tarım Kanununun 21 Maddesine göreBütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz. Hükmü özellikle içinde bulunduğumuz iklimsel ve jeopolitik riskler döneminde üretici lehine uygulamaya konmalıdır.

Milli Su Planı ve Su Kanunu

Hidrolojik kuraklık riskleri karşısında, TBMM gündemindeki Su Kanunu bir “fiziksel omurga” olarak hayata geçirilmelidir. Suyun havza bazlı yönetilmesi ve suyun fazla olduğu bölgelerden Orta Anadolu gibi kurak havzalara transferini öngören bir “Milli Su Planı” vizyonu, üretimin sürdürülebilirliği için kaçınılmazdır. Suyu ülke bazında planlayıp havza bazında yönetecek bir ana fikir üzerinden çıkarılacak SU KANUNU’na ihtiyaç vardır.

Tarım İş Kanunu ve Demografik Dönüşüm

Tarım nüfusunun yaşlanması, sektör için ciddi bir demografik tehdittir. Sosyal güvenlik standartlarını modernleştiren ve genç nesilleri sektöre çekecek olan yeni bir Tarım İş Kanunu, iş gücü piyasasının regülasyonu açısından öncelikli gündem maddesi olmalıdır. Bu manada atılacak en önemli adım ilgili tüm Bakanlıkların devreye girerek Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarında oluşturulacak sosyal proje ile çiftçiliğin zorunlu yaşam biçimi algısı yerine “Çiftçiliğin Meslek Haline Getirilmesi” gerekmektedir.

Gelecek Vizyonu ve Üretici Motivasyonu

Tarımsal üretim sadece rakamsal bir veri kümesi değil, bir “heyecan ve moral” davasıdır. Cemil Meriç’in ifade ettiği gibi; düşüncenin önüne set çeken, şuurun adımlarını durduran “bürokratik tabuları” yıkmak mecburiyetindeyiz. Üreticiye yol açmak ve yön göstermek, yarının gıda güvenliğini bugünden inşa etmektir.

Stratejik analizin nihai tespiti şudur: Türkiye ürün ithal edebilir, ancak çiftçi ithal edemez. Üretici topraktan koptuğu anda yaşanacak sosyal ve ekonomik kaybın telafisi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, 8859 Sayılı Kararname ile başlayan bu süreç, üreticiye hak ettiği itibarı ve motivasyonu kazandırmalıdır. Türk tarımını sürdürülebilir kılmak için “jandarma neferi” zihniyetiyle kısıtlayan değil, rehberlik eden ve üretimi kutsayan stratejileri hâkim kılmak bir devlet ödevidir.

14 Mayıs Çiftçiler gününü kutlamak yetmez, tarımda iklimsel olumsuzluklar ve jeopolitik gelişmelerin yarattığı sorunlar için mutlaka kapsamlı bir destek paketi üretici menfaatleri ve tarımın sürdürülebilirliğinin sağlanması için açıklanmalı, üreticiye moral ve heyacanı aşılanmalıdır. Üreticinin heyecanını kaybedersek sadece bu sezon değil, gelecekte üretilen ürünlerin değerini değil, bitkisel ve hayvansal üretimi yapacak çiftçileri ithal edecek değiliz. 

Alın teri ve emeğini sofralarımızda buluşturan Çiftçilerimizin 14 Mayıs çiftçiler günü kutlu olsun.

#topragınadamı

Celil Çalış

1973 Yılında Konya/Kadınhanı ilçesinde doğan Celil ÇALIŞ, Konya Çumra Ziraat Meslek Lisesinden 1992 yılında mezun olduktan sonra Tarım ve Köy işleri Bakanlığı Erzurum / Çat İlçe Müdürlüğünde Ziraat Teknisyeni olarak göreve başladı. Sırasıyla Antalya / Elmalı, Antalya /Alanya ve Konya İl Tarım Müdürlüklerinde değişik kademelerde görev yaptı.

Previous Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir