Celil Çalış – Toprağın Adamı

Türkiye Buğday Üretimi ve Sürdürülebilir Arz Güvenliği

Sektörel Mevcut Durum ve Tarihsel Projeksiyon

Buğday, Türkiye’nin gıda arz güvenliğinin temel taşı ve tarımsal ekonomisinin omurgasıdır. Ancak son on yıllık tarihsel projeksiyon incelendiğinde, ekim alanlarının 9 milyon hektardan 6,8 milyon hektar seviyesine gerilemiş olması, bu stratejik ürünün geleceği açısından basit bir “risk” olmanın ötesinde, ulusal güvenliği tehdit eden ciddi bir “tehlike” boyutuna ulaşmıştır. Ekim alanlarındaki bu dramatik daralma, sadece tarımsal üretimin azalması değil, Türkiye’nin gıda egemenliğinin zayıflaması ve dışa bağımlılık baskısının kronikleşmesi anlamına gelmektedir.

2022 yılı sonunda Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından devreye alınan stratejik tedbirler ile 2024 yılında uygulamaya konulan “Planlı Üretim Modeli”, bu negatif eğilimi kırmak adına kritik bir dönüm noktası oluşturmuştur. Üretimden uzaklaşma eğiliminin bu müdahalelerle durdurulması, sadece çiftçinin tarlada kalmasını sağlamakla kalmayıp, küresel gıda krizlerinin yaşandığı bir dönemde Türkiye için hayati bir güvenlik kalkanı inşa etmektedir. Unutulmamalıdır ki, tarımsal üretimden kopuş sadece bir ekonomik kayıp değil, telafisi nesiller boyu sürecek bir ulusal egemenlik zafiyetidir.

İklimsel Faktörler ve Üretim Potansiyeli Analizi

2025-2026 üretim sezonu, tarımsal verimlilik ve stratejik arz güvenliği açısından son yılların en iyimser iklimsel tablosunu sunmaktadır. Geçen yıl Türkiye genelinde son 60 yılın en şiddetli kuraklık dönemlerinden biri yaşanırken, bu yıl yağışların uzun yıllar ortalamasının üzerine çıkması üretim potansiyelini maksimize etmiştir. Mayıs ayı sonuna kadar olan dönemde, geçen yıla oranla kaydedilen %90’lık yağış artışı, tarlalardaki verim beklentisini en üst seviyeye taşımıştır.

Bu iklimsel toparlanmanın en stratejik göstergesi, Türkiye genelindeki su yüzeyi doluluk oranlarının 2025 yılında %30’dan 2026 yılında %75’lere yükselmesidir. Bu durum sadece mevcut sezonu değil, gelecek üretim dönemlerini de garanti altına alan bir rezerv oluşturmuştur. Güneydoğu Anadolu ve Çukurova’da hasat süreci büyük bir bereketle başlamıştır. TÜİK verileri ve saha gözlemleri ışığında, geçen yıl 17 milyon ton seviyesinde kalan buğday üretiminin, bu yıl 7,3 milyon hektar alanda yaklaşık 23- 24 milyon tona ulaşacağı öngörülmektedir. Bu rakam, “Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesi” olarak kayıtlara geçme potansiyeline sahiptir. Özellikle kıraç arazilerde olduğu gibi sulu tarım yapılan arazilerde sulamaya gerek kalmadan ürün gelişiminin tamamlanması, bu yılki üretimin kalitesini ve miktarını belirleyen ana unsurdur.

Operasyonel Verimlilik ve Enerji Tasarrufu Değerlendirmesi

Doğal yağışların ideal zamanlaması, tarımsal üretim maliyetlerinin en büyük kalemi olan sulama ve enerji giderlerinde devasa bir hafifleme sağlamıştır. Bu durum, çiftçinin finansal yükünü azaltırken ulusal sermayenin korunması açısından da stratejik bir avantaj yaratmaktadır.

Sulama Kaynaklı Tahmini Enerji Tasarrufu (2025-2026 Sezonu)

Alan NiteliğiKapsamTahmini Tasarruf / Katma Değer
Türkiye Geneli (Sulu Tarım)6,8 Milyon Hektar200 Milyar TL Tasarruf
Konya Ovası (Sulu Tarım)600 Bin Hektar20 Milyar TL Tasarruf
Kıraç ArazilerÜlke GeneliCumhuriyet Tarihi Rekor Verimi beklentimiz.

Bu 200 milyar TL’lik devasa enerji tasarrufu, doğrudan çiftçinin borçluluk oranını düşürmekte ve bir sonraki sezon için üretim motivasyonunu pekiştirmektedir. Ancak tarımın “açık hava fabrikası” niteliği gereği, hasat tamamlanana kadar sel, dolu ve mantar kaynaklı hastalıklar gibi operasyonel riskler birer kriz yönetimi disipliniyle takip edilmelidir. Mevcut iklimsel başarının kalıcı bir ekonomik kazanıma dönüşmesi için bu maliyet avantajı, doğru destekleme politikalarıyla tahkim edilmelidir.

Yeni Destekleme Modeli ve Ekonomik Teşvikler

28 Ağustos 2024 tarihli ve 8859 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile duyurulan “Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli”, tarımsal planlamada yapısal bir paradigma değişimini temsil etmektedir. 2026 yılı için planlanan dekar başına toplam 806 TL’lik (403 TL temel destek + 403 TL planlı üretim ve diğer kalemler), 174 TL sertifikalı tohum desteği ile 980 TL lik destekleme yapısı, üreticiye orta vadeli bir öngörülebilirlik sunmaktadır.

Ancak bir üretici gözüyle vurgulanmalıdır ki; bu desteklerin sadece miktarı değil, ödeme zamanlaması başarının anahtarıdır. Sermayenin en çok ihtiyaç duyulduğu üretim sezonunda (masrafların yapıldığı dönemde) ödenmeyen desteklerin verim üzerindeki etkisi sınırlı kalacaktır. TMO müdahil alım fiyatları belirlenirken, yüksek rekoltenin fiyatları baskılamasına izin verilmemeli ve fiyatlar enflasyon oranının altında kalmayacak şekilde, üretici lehine regüle edilmelidir. “Tüketiciyi korumanın yolu, üreticiyi korumaktan geçer” ilkesi, arz güvenliği bağlamında stratejik bir aksiyomdur. Üretici maliyet altında ezilirse, bir sonraki sezon oluşacak arz açığı tüketiciye çok daha ağır bir bedel olarak dönecektir. Bildiğimizi tekrarda fayda var her üretici aynı zamanda kapsamlı birer tüketicidir.

Tohumculuk Sektörü ve Ar-Ge Stratejisi Sorunları

Sertifikalı tohum kullanımı, buğdayda verim artışını tek başına %35 oranında etkileyen en temel teknolojik girdidir. 2025 yılı projeksiyonunda 640 bin ton buğday ve 164 bin ton arpa olmak üzere toplamda 1,3 milyon tona yakın sertifikalı tohum kullanımı öngörülse de, sektörde ciddi bir yapısal kriz baş göstermektedir.

En kritik darboğaz, TİGEM’in piyasa belirleyici rolündeki dengesizliktir. TİGEM, toplam tohumluk ihtiyacının sadece %10’unu karşılayabilmesine rağmen, maliyet düzeyinde açıkladığı düşük fiyatlarla piyasanın %100’ünün fiyat beklentisini aşağı çekmektedir. Bu durum, Ar-Ge yatırımı yapan özel sektör firmalarını “bekle-gör” moduna sokmuş ve üretim motivasyonlarını kırmıştır. Devletin özel sektörle bu şekilde rekabet etmesi, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile son 20 yılda elde edilen tüm kazanımların zayi olması riskini taşımaktadır. Eğer özel sektör tohumculuktan el çekerse, Türkiye “yerli ve milli” söyleminin aksine hem üründe hem de tohumda ithalata mahkûm kalacaktır. Stratejik bir zorunluluk olarak; tüm tarımsal destekler sertifikalı tohum kullanımına bağlanmalı ve TİGEM sektörü boğan bir rakip değil, Ar-Ge’yi destekleyen bir regülatör konumuna çekilmelidir.

Piyasa Regülasyonu ve Stratejik Stok Yönetimi

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) ithalat ve stok politikaları, iç piyasa fiyat dengesi üzerinde mutlak bir kontrole sahiptir. Ancak geçmişte görülen hasat dönemine yakın ithalat kararları, yerli üreticinin fiyatlarını baskılayarak üretim motivasyonuna zarar vermiştir. Bu noktada TMO için “%20 Stratejik Stok” kuralı bir devlet politikası olarak uygulanmalıdır. Olası küresel krizler ve savaş halleri için yıllık tüketimin en az %20’u oranında bir stokun el altında bulundurulması elzemdir.

Ayrıca, ithalat kararları Ulusal Hububat Konseyi (UHK) ve meslek kuruluşlarıyla tam eşgüdüm içinde, yerli üreticinin hasat takvimi gözetilerek planlanmalıdır. İthalatın şirketler üzerinden değil, kriz dönemlerinde devlet kanalıyla yapılması piyasa manipülasyonlarını engelleyecektir. Başka ülkelerin çiftçisini desteklemek yerine, yerli üreticiyi fonlayan stok modelleri tercih edilmelidir. Yerli üreticiyi güçlendirmek, Türkiye’nin gıda bağımsızlığı için bir ulusal güvenlik tercihidir.

Sonuç ve Stratejik Yol Haritası

Türkiye, 2025-2026 sezonunda Cumhuriyet tarihinin en verimli dönemlerinden birini yaşama eşiğindedir. Ancak bu potansiyelin kalıcı bir diplomatik ve ekonomik güce dönüşmesi için aşağıdaki aksiyonlar ivedilikle hayata geçirilmelidir:

Stratejik Aksiyon Planı

  1. Sermaye ve Zamanlama: Tarımsal destekler, üretim sezonu içerisinde (masrafın yapıldığı an) ödenerek çiftçinin finansal akışı desteklenmelidir.
  2. Tohumculukta Yapısal Reform: TİGEM fiyat politikası özel sektörü ezmeyecek şekilde revize edilmeli; sertifikalı tohum kullanımı tüm desteklemelerin ön koşulu haline getirilmelidir.
  3. TMO Stok ve İthalat Rejimi: %20 stratejik stok kuralı yasallaşmalı, ithalat kararları hasat döneminde yerli fiyatı baskılayacak bir silah olarak kullanılmamalıdır.
  4. Sertifikalı Tohum Denetimi: Kayıt dışı tohum kullanımıyla mücadele, bakanlık düzeyinde caydırıcı ve etkin bir denetim mekanizmasına kavuşturulmalıdır.
  5. Buğday ve Arpada TMO tarafından bu günlerde açıklanması beklenen müdahil alım fiyatları beklenen yüksek rekolte ve dünya fiyatlarından bağımsız sürdürülebilir tarımsal üretim göz önüne alınarak üretici lehine yapılmalıdır. Buda en az Devletimizin ortaya koyduğu enflasyon oranının altında kalmamalıdır. Dünya fiyatları göz önüne alınarak yapılan fiyat değerlendirmelerinde hububat üretiminde öncü ülkelerin üretim maliyetleri ve destek sübvanse oranları da göz önüne alınmalıdır.
  6. 2 Haziran 2026 günü Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2. Gurp Buğday müdahil alım fiyatları 16.500 TL/ton olarak açıklanmış, 2025 yılında 13.500 TL/ton olan müdahil alım fiyatlarına % 22 lik bir artış yapılarak yıllık enflasyon hedefinin altında kalmıştır. Kaldı ki! Serbest piyasa fiyatları şu an 17.000 TL/ ton seviyelerinde olup onunda altında kalmıştır.
  7.  2 Haziran 2026 günü Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Arpa müdahil alım fiyatları 12.750 TL/ton olarak açıklanmış, 2025 yılında 11.000 TL/ton olan müdahil alım fiyatlarına %15 lik bir artış yapılarak yıllık enflasyon hedefinin altında kalmıştır. Kaldı ki! Serbest piyasa fiyatları şu an 15 TL/ ton seviyelerinde olup onunda çok altında kalmıştır.
  8. Türkiye’de tarımsal destekleme politikalarında son yıllarda yaşanan stratejik değişim, devletin sübvansiyon yükünü doğrudan piyasaya devretmesiyle sonuçlanmış ve gıda enflasyonunu tetikleyen yapısal bir soruna dönüşmüştür. 2024 yılında uygulanan “fiyat + prim” sisteminde TMO, ton başına ekmeklik buğdayda 9.250 TL, makarnalık buğdayda 10.000 TL ve arpada 7.250 TL alım fiyatı belirlemiş; bu rakamlara ek olarak üreticilere ton başına sırasıyla ekmeklik ve makarnalık buğday için 1.750 TL, arpa için ise 750 TL fark ödemesi (prim) desteği sağlamıştır. Bu model sayesinde çiftçinin eline ton başına ekmeklik buğdayda 11.000 TL, makarnalık buğdayda 11.750 TL, arpada ise 8.000 TL geçerken; un, yem ve tohum sanayisi hammaddeyi primsiz ana fiyatlar üzerinden mal edebilmiş ve bu durum gıda enflasyonunu frenlemiştir. Ancak 2025 yılında fark ödemesi tamamen kaldırılarak “tek fiyat” uygulamasına geçilmiş ve ton başına ekmeklik buğday 13.500 TL, makarnalık buğday 13.500 TL, arpa ise 11.000 TL olarak belirlenmiştir. Aynı sistem 2026 yılında da devam ettirilerek ton başına ekmeklik buğday fiyatı 16.500 TL, makarnalık buğday fiyatı 16.500 TL ve arpa fiyatı 12.750 TL olarak belirlenmiştir. Çiftçinin toplam kazancı korunsa da, devletin bütçeden karşıladığı fark ödemesinin sıfırlanıp tüm bedelin hammadde fiyatına yedirilmesi; un sanayisinde ekmek, unlu mamuller ve makarna maliyetlerini, yem sanayisinde et ve süt gibi hayvansal gıda fiyatlarını, tohumculuk sektöründe ise sözleşmeli üretim girdi maliyetlerini doğrudan artırmıştır. Özetle, 2024 yılındaki “fiyat + prim” dengesinden vazgeçilip, 2025 ve 2026 yıllarında tüm mali yükün hammadde alıcısına yıkıldığı “tek fiyat” modeline geçilmesi, devletin ödemesi gereken destekleme faturasını nihai tüketicinin mutfağına doğrudan enflasyon olarak yansıtmıştır.
  9. Bu politika değişikliğinin gözden kaçırılan ve devlet maliyesini doğrudan tehdit eden bir diğer kritik boyutu ise vergi kaybı ve kayıt dışı ekonomidir. 2024 yılı ve öncesinde uygulanan sistemde, çiftçinin devletten “fark ödemesi” desteğini alabilmesi için ürününü yasal yollarla sattığını belgeleyen “müstahsil makbuzu”nu ibraz etmesi zorunluydu. Bu zorunluluk, tarımsal ticaretin doğal bir otokontrol mekanizmasıyla kayıt altında tutulmasını sağlıyor ve devletin bu kayıtlı satışlar üzerinden düzenli olarak stopaj geliri elde etmesini garanti altına alıyordu. Ancak 2025 ve 2026 yıllarında fark ödemesinin tamamen kaldırılarak tüm gelirin doğrudan satış bedeline (“tek fiyat”) entegre edilmesiyle, çiftçinin prim alabilmek için satışını belgelendirme motivasyonu ortadan kalkmıştır. Müstahsil makbuzuna duyulan ihtiyacın bitmesi, piyasada kayıt dışı satışların önünü ardına kadar açmakta; bu durum sadece ilk üretici aşamasında değil, sanayiden perakendeye uzanan tüm tedarik zincirinde silsile halinde bir kayıt dışı ticaret dalgası yaratma riski taşımaktadır. Sonuç olarak devlet, destekleme bütçesinden tasarruf etmek amacıyla kestiği fark ödemesi miktarından çok daha büyük bir meblağı, toplayamadığı stopaj ve zincirleme vergi kayıpları nedeniyle kendi kasasından kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
  10. Bu şartlarda Tarım Orman Bakanlığının açıkladığı Buğday Arpa müdahil alım fiyatları üretici beklentisinin çok altında kalmış sürdürülebilir tarım için iklimsel olarak iyi geçen bu üretim yılında açıklanacak fiyatlarla taçlandırılması beklenirken hayal kırıklığı olmuştur. Açıklanan fiyatlar tekrar gözden geçirilerek Buğday da 2 TL/Kg, Arpada 4 TL/kg bir fark desteği verilmesi durumunda üretici ve piyasa beklentisine yaklaşılabilecektir.

“Tahıl Koridoru” örneğinde açıkça görüldüğü üzere, tarımda kendine yeten ve stratejik kararlar alabilen bir Türkiye, bu gücünü uluslararası arenada diplomatik bir “yumuşak güç” olarak kullanabilir. İçeride üretim güvenliğini sağlayamayan bir ülkenin küresel ölçekte oyun kurucu olması mümkün değildir. Türkiye, kendi çiftçisini ve ekim alanlarını koruyarak bu stratejik gücü tahkim etmeye mecburdur.

#BuğdayÜretimimizArtmalı

#BuğdayÜretmeyeMecburuz

#BuğdayÜretimiÖzendirilmeli

#topragınadamı

Celil Çalış

1973 Yılında Konya/Kadınhanı ilçesinde doğan Celil ÇALIŞ, Konya Çumra Ziraat Meslek Lisesinden 1992 yılında mezun olduktan sonra Tarım ve Köy işleri Bakanlığı Erzurum / Çat İlçe Müdürlüğünde Ziraat Teknisyeni olarak göreve başladı. Sırasıyla Antalya / Elmalı, Antalya /Alanya ve Konya İl Tarım Müdürlüklerinde değişik kademelerde görev yaptı.

Previous Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir